Hasta Yatağımın İğneli Düşü
9 Mart 2007
Derin derin nefes al. Rahatla. Burasını unut. Şu an aslında; mücevher parıltısında bir güneşin, deniz aşkı ile ısıtmış, ince, sarı ve sıcak kumsalında uzanmaktasın. Hadi oradan be! Taş sanki mübarek. Unut. Üşüyorum. Unut!
- Hazır. Uzanın.
Yok. Uzandığımın bile farkında değil. Korkmaya başladım. Korkma. Cesur ol. Hem bir düşün. Volkanik dağlar... Ulan ne alaka! Çok para harcadım, çok. Kaç gün oldu? 3 mü? Salı akşamı başladı. Volkanik dağlar aktif hale geldiğinde bir nevi yeryüzünün canına okur. Ama sonrası... Karnım açıktı. Boğazımdan yiyemiyorum ki. Veled gibi oldum. Mama kıvamında besin. Besin değeri yüksek midir bu volkanik dağlardaki bitkilerin? Petrol...
- Derin derin nefes alın.
Nefes al. Nefes ver. Volkanik dağ. Petrol. Besin.
- Kasmayın kendinizi. Derin nefes alın.
Gel de kasma. Ahan. Dağ harekete geçti. Allah! Acı yok! Acı yok! Nasıl yok? Petrol! Ne petrolü? Petrol yatağımı lan benim vücudum! Çıksa çıksa işe yaramaz sarı bir sidik... Ah!
- Bitti. Geçmiş olsun.
- Teşekkür ederim.
Ne yapıyorum ben ya? Hatun acımadan en mahrem bölgemde sontaj çalışması yapsın, ben de teşekkür edeyim. Manyak mıyım, mazoşist miyim neyim? Ah! Hadi olum. Ha gayret. Toparlan. O da ne? Kapı açık. Kimse görmüş müdür? Erkek adamsın. Yiğidin malı meydandadır. Ne malı? Arka kaputu açık E-5 satıcısı mıyım? Töbe töbe.
- Reçeteniz burada. Tekrar geçmiş olsun.
Bırak bu kadifenin rüzgar yalamış gülüşünü. Evli olsam boşardım seni. Hadi. Son iki adım. Sol cenah iflas. Irak'ın petrol yatakları bile bu kadar delinmemiştir. Gel gör ki hala hastayım. Geldiğim gün belli idi böyle olacağı. O gün çekip gitmeliydim. Ah kafa işte.
3 gün önce
Ağrı. Ağrımak. Ağırmak. Cık. Böyle bir kelime yok. Ama ayaklarım ağırıyor. Bağırıyor gibi birşey. Ateşim de var. Boğazlarım komikazelerin saldırısına uğramış gibi darma dağan. Vatandaş benden sonra gelen dördüncü kişinin işini yaptı. Benim tarafa bakmıyor bile. "Siz oturun ben işlemlerinizi halledince haber veririm." Meali; sen sorun çıkaramayacak kadar hasta ve aciz birisin, şimdi seninle uğraşamam, sen git tüne şurda, ben keyfim olunca yaparım işlemlerini. Üşüyorum. Bana mı bakıyor?
- Gökmen Tosun. Buyrun.
Ha, benim evet. Ateşten olsa gerek sen bile güzel gözüküyorsun gözüme.
- Yirmibeş YTL.
Cüzdanım? Cebim niye bu kadar derin bugün? Dur bir dakika!
- Yirmibeş mi? SSK için onbeş değil miydi?
- Nöbetçi doktor bakacak size. Dışardan geldiği için SSK kabul etmiyor. Saat altıdan sonra SSK indirimi yapmıyoruz bu yüzden. Biz gene de size iyilik yapıp indirim yaptık.
İyi de bana ne? Gelmesin dışardan. Koca hastane. Veriverin bir oda burda kalsın. Hem saat kaç?
- Yapmayın. Saat daha altı onbeş. Onbeş dakika için mi bütün bunlar?
- Beyefendi, altıdan sonra doktorumuz yok. Nöbetçi doktorumuz bakıcak size. Buyrun ileriki oda.
Hatunun dili mi bu uzanan? Kulağımın içini kırbaçlıyor sanki. İyilik dediği bu olsa gerek. Örs ve üzenginin inlemelerini duyuyorum. "ileriki oda... ileriki oda..." Bıçak gibi başımdaki ağrı, göz kapaklarımı kesiyor. "İleriki oda..." Gidicez el mahkum. İlaç almalı, köreltmeli herşeyi. İlaç... Sigorta...
- İlaçları sigortadan alabileceğim ama di mi?
- Yarın sabah gelip başhekime onaylatınca alırsınız.
Yarın... Sıcaklaştı birden burası. Ayakuçlarımdan boğazıma doğru kopma sesleri duyuyorum. Hastane sadece bu kadının dilinden müteşekkil sanki. Koca bir dil havada tükürüğe bulanmış, onsekizlik kız edasında sallanıyor.
- Hanımefendi, ben eğer yarın ilaçlarımı alacaksam, neden doktora şimdiden gözüküyorum ki?
Bu bir soru değil aslında. Hakikatın, soru işlemeli dantel bir perde ile örtülmüş hali. Üşümem geçti. Bıçaktan olma ağrım kasıklarıma doğru ilerliyor. Hatun dilini toparladı, bir kaç havada salladıktan sonra boğazıma doğru fırlattı. Son bir hamle...
- Anlamıyorsunuz. Şu anda çok kötüyüm. Doktora gözüküp ilaç almak istiyorum. Eğer şimdi ilaç alamayacaksam, doktora gözükmemin de bir anlamı yok.
Dilini çektiğine göre anladı. Ücreti ne ile ödedim ben? Kredi kartı. Şimdi bunlar bu yüzden geri vermezlik yaparlarsa. "Kredi kartı ile ödediğiniz için para iadesi yapamayız." Akşam akşam olduk mu yirmibeşten. Hastane kokusu kömür kokusuna döndü birden. Oysa burnum koku almazdı benim. Üşümeye başladım. Hatun diğerleri ile anlamadığım bir dilde konuşuyor. "ileriki oda..." Kulak zarımdaki titreşimi gözümle görmem imkansız di mi? O zaman önümde sallan şey ne? Hastane eriyor önümde. İleriki odanın kapısı kalıyor bir tek. Kömür kokusu değil bu? Hatun eli ile işaret ediyor. "İleriki oda kabul etti sizi."
<%EntryCommentCount%> yorum yazılmıştır