Karagoncoloslardan Kaçış (Bulutları Beklerken)
Karagoncolosların laneti ile lanetlendi köy. Karagoncoloslar; inlerinden kalkıp geceleri herkesin kulağına üflemeye başladılar. Karagoncoloslardan kaçan köylüler o dağ benim bu dağ senin yürüdüler. Ama bir türlü karagoncolosların bedduasından kurtulamadılar. İçlerinde küçük bir kız vardı. Kızın bütün ailesini karagoncoloslar dağlarda yitirmişti. Kızcağız karlarda yapayalnız kaldığı bir gün bir peri kızı geldi. O'na ısınması için bir ışık verdi. Sonra da dediki
"Ben yokken kaybolmaman için sana bir göz daha veririm. Bir daha hiç kaybolmazsın. Ama bana yeni gözün için en doğru yeri göstermen lazım."
Sence kayıp kız neresinde gözü olsun istemiş?
Yeşim Ustaoğlun'un üçüncü filmi "Bulutları Beklerken" bir nevi filmin özeti niteliğindeki bu masal ile başlar. Ve bir zamanların küçük kızı, asıl adı Eleni ama köylünün bilmesi ile Ayşe, Türk ailesinden son ferdi de yitirince, sorduğu sorunun cevabını arar. Geç kalmış bir karagoncoloslardan kaçış yeniden başlar.
1. Dünya savaşındaki karmaşıklığa zıt bir yalınlıkla, Jacek Petrycki'nin büyüleyici görsel desteği ve Michael Galasso'nun yaşayan tınılarını arkasına alıp, bizleri 1975 yılındaki Tirebolu'da yaşayan Eleni/Ayşe'nin dünyasına sokar ve asla çıkmamıza izin vermez. Bunu yaparken, tek taraflı olmayı elden bırakmaz ve Türk milliyetçiliğinin ve devlet ideolojisinin soğuk ve katı yüzüne bütün sözlerini sarf eder. Ama ortada Yunanistan'ın siyasi konjoktürüne dair hiç bir şey yoktur. Sadece Eleni'nin zorla Ayşe oluşu ve kardeşinin peşinden gidemeyeşi belleklerimize, tatlı sert bir zorlama ile kazılır.

Aidiyet film temelinde duran şey. Bizler anılarımız ile varız. Hafızamız nereye ait olduğumuzu bize gösterir. Eleni/Ayşe, Türk ailesinden son ferdide (Selma) yitirdiği andaki boşluk sırasında eski eşyaları karıştırırken asıl ailesine ait fotoğrafı bulur ve o an unuttuğu anıları, aslında unuttuğu ve kaybettiği kimliği ile yeniden karşılaşır ve bu sefer onu bu çıkmazdan kurtaracak bir Selma yoktur. Kardeşi Niko'yu bırakmanın ve peşinden gidememenin oluşturduğu ızdırap, aidiyet hesaplaşmasında kendisini kaybetmesine sebebiyet verir.
Uzaklardan bir adam çıkagelir. 50 yıl önceki yıkılan evini ziyarettir bu. Kimliğini saklayan eski dosları tekrar görme. Tüm Türk bağnazlığı ve kendini bilmezliği içinde, yıkılan hatıralara son bir bakış. Öyle ki bu bakış, Eleni'nin yolunu bulmasında yardımcı olacak gözün yerini bulmasını sağlar. Artık geriye Niko'yu bulup kendini affettirme ve kiliside bir mum yakıp özü ile buluşmak kalır.

Filmin diğer bir özelliğide, oyuncu kadrosonun büyük bir kısmının amatör oyunculardan oluşması. Aynı köyün gerçek kişiliklerine yapay sözcükler verildiğinde oluşan aksaklıklar bu filmde de kendini gösteriyor. Ama şive ve yanlış vurgular o kadar sevimli duruyor ki, bundan hiç rahatsız olmuyorsunuz. Hatta bazen Eleni/Ayşe'yi oynayan Rüçhan Çalışkur'un şehirli duruşları daha çok göze batıyor.
"Bulutları Beklerken" herşeye rağmen yine de Yeşim Ustaoğlu'nun gittikçe olgunlaştığının ve soyadına yakışır nitelikte işlere imza atacağının habercisi durumunda.

0 yorum yazılmıştır