Eylül 2, 2006

Üç Sıradışı (Saam gaang yi)

İnsan, ego baskısı ile hareket ettiği sürece, en yırtıcı hayvandan daha da acımasız olabiliyor. Düşünün bi, aşırı kıskandığınızda ya da birisine çok fazla öfkelendiğinizde içinizden öldürmek gelmedi mi hiç? Peki ya istekleriniz için nelere katlandınız? Mesela güzel olmak için neleri feda ettiniz? Çeşit çeşit kremler, binbir türlü acı dolu estetik ameliyatlar, masajlar, iğneler... Bütün bunları yaparken ne kadar uca gittiniz? Sınırları zorladınız mı?

Ya insanoğlu, ne kadar ileri gidebilir?

Takashi Miike, Fruit Chan ve Chan Wook Park bu sorunun etrafında, insanoğlunun korkuları, öfkeleri, kıskançlıkları, istekleri kısacası ego doğrultusunda sınırları zorlayan, sıradışı üç hikaye ile karşımıza çıkıyor.

 

Takashi Miike "Kutu" ile her zamanki tarzından uzaklaşıp, Freud destekli bilinçaltı ile bir vicdan hesaplaşma örneği sunuyor bizlere. Ölümüne sebebiyet verilen bir kardeş. Paylaşılamayan takdir edilme. Ferud'a selam, baba yatağında uyuma isteği ve kaza sonucu ama aslen istenilen bir ölüm. Yıllar geçer. Kızımız büyür. Başarılı bir yazar olur. Ama bilinçaltındaki suçluluk duygusu rahat bırakmaz. Ferud'un da dediği gibi özellikle çocukluk döneminde bastırılmış duyguların dışa vurumu olan rüyalarda hep bir çatışma vardır. Bir gün tıpkı babasının kardeşine başarısından ötürü verdiği ödül gibi, yazdığı romanlardaki başarıdan ötürü bir hediye alması, bilinçaltındaki düğümün çözülmesine sebebiyet verir.

 

İki ruh bir bedendedir artık ve bebekler bunu anlatmada mükemmel bir enstrümandır. Takashi Miike'nin elindeki enstrümanları bu derece iyi kullanması hem görsel hem de derinlik olarak kısa filme yakışır bir iş çıkartmıştır kendisine.

 

İki kardeş kutuya girer ve babanın bir işareti ile kutular açılır.

Çiçek desenli kötülük özgürdür artık.

Ne kadar açsınız? Eskisi gibi güzel görünmek istiyor musunuz? Peki ya eşiniz sizi hala eskisi gibi seviyor mu? Yoksa artık genç olmadığınız için aldatıyor mu sizi? İhtiyarlamak, yalnız kalmaktır diyenlerden misiniz? Bütün bu korkulardan uzaklaşmak ve eskisi gibi genç ve taze olmak için ne olsa yaparım diyor musunuz? O zaman tam size göre bir yemeğimiz var: "Mantı".

Fruit Chan nefis bir yemek hazırlamış bizlere. İçinde kürtaj, çekirdek aile sorunu, ensest ilişki ve meşhur uzakdoğu gıda tüketim uçarılığı mevcut ve bütün bunların üstüne Darwinizimden "güçlü olan yaşamaya devam eder" sosu. Evet hazmı çok zor hatta midenize kramplar girebilir. Bu yemek günlerce sizi açta bırakabilir. Gene de bu üç filmden en iyisi ve en yenilesi kendileri.

Yukarda bahsettiğimiz tüm korkuları yaşayan eski bir aktris ve bu korkuları yaptığı özel ceninli mantı ile giderdiğini iddia eden bir kadın. Salt anlatım içinde, korkuların insanı nasıl bir vahşete düşürdüğünü gösteren film, final sahnesinde, aktirisin karnındaki bebeğini düşürüp, güzel kalma uğruna yemesi ile olabilecek en üst sınırı bize göstermekte, aklımız ve ruhumuz yanında midemizi de alt-üst etmekte.

Ve üçlemedeki en sönük film. Chan Wook Park'tan "Kes". Teknik olarak diğer iki filmden ayrılan bir özelliği var. Bu özellikte, gerek kurgusu ve gerekse sahne planlarında çok fazla Hollywood havası barındırması. Hani oynayanlar Kore'li değilde Amerikan enstitüsünden olsa idi bu filmin bir uzakdoğulu yönetmenin elinden çıktığına inanmamız zor olacaktı. Bu tarzı sevsemde, geneldeki uzakdoğu havasına uymadığından bu seri içinde beğendiğimi söyleyemiycem. Ayrıca verilen mesajlar direk ve diyaloglar içinde verilmesi de, iki filmin derinliğinden kopup, yüzeysel bir seyir takip etmesine neden olmuş.

Hem zengin, hem başarılı, hem de iyi insan olan bir yönetmen. Hayatında hiç bir başarı elde edememiş, fakir ve sarhoş bir babanın oğlu, hatırlanmayacak kadar önemsiz bir figüran.

Ve bir gün figüran "sen bu dünyada hem zengin hem de iyi olarak yaşadın ve karşılığında diğer dünyada da yerin cennet olacak, oysa ben burda fakir ve sefalet içinde yaşadım ve diğer taraftaki yerim de aynı sefaletlikte olacak" diyerek iyi yönetmeni kötülük yapmaya zorlar üstelik yönetmenin karısını kullanarak. Yapılacak iş basittir. Ya figüranın getirdiği çocuğu öldürecek ya da karısının her 5 dakikada bir, bir parmağının kesilmesine şahit olacak.

Oyun başlar, itiraflar vücud bulur, ihanetler ayyuka çıkar, iyi gözükenler içlerindeki katili çıkartır yüzeye, bu derece adrenali bol film kötü ve klişe bir sonla bitiverir. Her ne kadar filmin başında, yönetmenin çektiği filmde gösterilen sahnedeki olaylar filmin sonunda bizzat yaşansa da, bu hareket filmin bu yönünü kurtarmaya yetmemiştir.

Kötü anılar - kan - işgence. Uzakdoğu sineması deyince akla gelen bu üç unsuru usturuklu bir şekilde kullanmışlar ama gene de farklı ve başarılı olmayı başarmışlar. E ustalık böyle bişe zaten.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »