Mart 20, 2007

Vişne Tadında - Mutluluk

 
Uçmayı öğrenmek için düşünmeden kendini boşluğa bırakabilen bir yönetmen, Abdullah Oğuz. İlk zamanlar yere çakılsa da, son eseri ile uçmayı öğrendiğini göstermekte bize. Üstelik Kaf Dağı'nın ardına saklanmış mutluluğu, özgürlüğün simgesi bol dalgalı denizlerde arayarak. Şüphesiz bu Zülfi Livaneli'ye yüklenilmesi gereken bir sunum. Ama Abdullah Oğuz da bundan büyük bir pay alıyor. Film monistic ensamble bir açılışla ilk saniyede tüm hikayenin içine çekiyor bizi. Kaf Dağı'nı andıran muhteşem bir dağ manzarası ile karşılıyor. Ardından; gölün kıyısında başına ne geldiği her hali ile belli bir şekilde baygın yatan Meryem'i (Özgü Namal) göstererek, huzur dolu bu görüntünün içinde ki çelişkiyi sunuyor. Başka söze, başka resme, başka mizansene gerek yok.
 
 
Son derece güçlü bir görsellik ve dahi oyun ile o kadar etkili bir atmosferde ilerliyor ki film bir an Özgü Namal mı Meryem'i oynuyor yoksa Meryem mi Özgü Namal kılığına girmiş anlayamıyoruz. Sıklıkla kullanılan, doğu kökenli dizilerde izlemekten bıktığımız bir konuyu bu derece üstün bir sinema dili ve bu derece gerçekçi oyun gücü ile sunması, daha önce hiç duymadığımız, izlemediğimiz bir hikayeyi izliyormuşçasına etkisi altına alıyor, meraklandırıyor.
 
Amca oğlu Cemal'in (Murat Han) askerden gelmesi ile beklentilerin, umutların töre ile çatışmasının en şiddetli hallerine şahit oluyoruz. Kirlenmiş Meryem'in saf ve temiz sözlerinde bir kez daha meryemleşiyoruz. 
 
Bir çok karesinde nedense Theodoros Angelopoulos'u hatırlatan uzun ve yavaş ilerleyen tren sahnesi, belirsizliği ve çatışmanın verdiği sıkıntıyı bize yeterince verdiğini söyleyemesek de Türk filmlerinde alışık olmadığımız bir anlatımla tüm eksikliğini silip atmakta. Tabi bu Theodoros yakıştırmasına sebebiyet veren Zülfi Livaneli müziğinin kimi yerlerde Eleni Karaindrou'yu anımsatması yüzünden de olabilir.
 
 
Herşey bu kadar etkili giderken bir den Profösör İrfan (Talat Bulut) ile yolların kesişmesi ile ağızda ekşi bir vişne tadı bırakıveriyor film. Güçlü alt metinleri, sağlam karakterleri ve eylem içeren hikayeleri ile Meryem ve Cemal o kadar etkisi altına alıyor ki bizi, İrfan'ın sadece kendisi için bir şeyler yapma, yaşadığı zengin ve şaşalı hayattan lüks bir gemi ile sıyrılma isteğindeki hafif ukala ve hafif jakoben tavrı, hikayenin ana karakterliğinden uzaklaştırıp sadece bir nevi Meryem ve Cemal'i taşıma görevini üstlenen bir yan role büründürüyor kendisini.
 
Film töre konusunu merkezine alıp bir yol hikayesi olma yolunda ilerliyor. Değişen mekanlar ile birlikte karakterlerin de değişmesini bekliyoruz. Özellikle İrfan'ın etkisi ile Meryem ve Cemal'de bu değişimi somut bir şekilde görsek de, İrfan için aynı şeyi söylememiz güç. İrfan karakterinin en önemli eksikliği, geçmişine dair, içi boş bir kaç diyolog dışında bir şey sunulmaması. Hani bir değişim varsa da, terk ettiği yaşama ve o anlardaki İrfan'a dair bilgisizliğimiz, bu değişimi görmemizi engelliyor. İrfan karakteri sanki batı kültürünü temsille hikayemizde kaptan-eğitmen rolünü üstlenmiş gibi. Bu da filmin ikinci yarısında çatışma etkisinin kaybolmasına ve hikayenin zayıflamasına sebebiyet veriyor. Kent soylu edebiyatını baskın hale getirerek,töre dinamizmini sindiriyor. Senaryoda ki bu aksaklık yüzünden üst düzey sinema filmleri arasına girecekken birden sıradan güzeller içine dahil oluveriyor Abdullah Oğuz'un Mutluluk filmi.
 
 
 
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!

<%EntryCommentCount%> yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »